Epistemoloji 2

Neslim Güvendeğer Doksat      24 Aralık 2013 Salı      2837

 

Epistemoloji 2

P. Hoodbhoy’un kitabından:[i] “…Bir Bilim Öncesi Kuramı: Bilimsel ve bi­limsel olmayan düşünce tarzları arasındaki farkı kesin bir şekilde belirlemek için, Wendel John­son’un ”plogglies konulu, eğlenceli küçük masalını buraya aktarmak istiyorum. Söz ko­nusu masal, bu farkı son derece güzel bir şekilde ortaya koymaktadır:

“Bir zamanlar, ülkedeki en akıllı insanların bile üzerinde yıllarca kafa patlattıkları iki şaşırtıcı muammâ varmış… Her kim bir yontu kalem bulmak istediğinde bulamaz ve her kim kurşun kalemini açmak istediği zaman, kalemtıraşının mutlaka yontu zerrecikleriyle dolu ol­duğunu görürmüş.

Durum son derece can sıkıcıymış. Halk arasında hayli kargaşa meydana geldikten sonra, hükümet, bir soruşturma yapması ve bu rezalete uygun bir açıklama getirmesi için seçkin filozoflardan oluşan bir komite atamış… Sabrı taşmış ve çılgına dönmüş olan halkın, bir sonuç alınması için, sesini her zamankinden fazla yükselttiği bir ortamda, komitenin çalışmaları çok yorucu şartlar altında yürütülüyormuş. Herkese çok uzun gelen bir sürenin sonunda, komite, devlet reisinin huzuruna çıkarak, iki muammaya ilişkin gerçekten parlak bir açıklamada bulunmuş.

Meğerse olay oldukça basitmiş. Ortaya konan teoriye göre, yerin altında “ploggly” denen birçok küçük insan yaşıyormuş. Geceleri, herkes uykuya daldığı zaman, bu küçük insanlar evlere giriyor, sür’atle her yere dağılıyorlar, bütün kurşun kalemleri topluyorlar, daha sonra da kalemtıraşa uzanıp, kalemleri aça aça bir güzel öğütüyorlarmış. Sonra yerin al­tına geri dönüyorlarmış. Böylece büyük ulusal kargaşa dinmiş. Teorinin parlak olduğu belli. Tek vuruşta iki mu­ammâya da açıklık getirmiş.”

“Plogglies” kuramı neden bilimsel bir kuram değildir? Bunun cevabı, sezgisel olarak meydandadır. Kuram, bir tek veriler bütününe uyarlanacak şekilde ortaya atılmıştır; başka hiç bir yerde uygulanamayacağı gibi, yeni hiç bir şeyi de önceden kestirememektedir. Geç­mişte “ploggly” türü kuramların yeni bilgiler kazandırıp kazandırmadığı bilinmemektedir; ayrıca, bize bu yaratıklara ne zaman başvurulması gerektiğini anlatan, bilinen herhangi bir ilke de yoktur. Üstelik, “ploggly”lerin başka ne gibi alışkanlıkları olduğunu da bilmediğimiz için, geceleri ortaya çıksalar bile, onlardan başka ne beklememiz gerektiğini de bilemeyiz. Bir başka deyişle, “ploggly” kuramının sınanabilecek bir sonucu olmadığı gibi, kimse böyle bir şey yapabileceğini de düşünmemektedir. Tabiî ki, kişi, arzu ederse “ploggly”lere bir iman konusu olarak inanmaya devam edebilir.”

Çağdaş olmaya çalışan bâzı din adamlarının yanı sıra bilim teorisyenlerinin, büyük bir iyi niyetle de olsa, yeni “ploggly”ler ortaya atmamak için çok daha dikkatli olmaları gerekiyor kanaâtindeyim.

Çağdaş psikiyatride epistemoloji sorununu ne dereceye kadar doğru hâlletmiş bulunduğumuz aslında oldukça tartışmalıdır. Meselâ, psişe modeli olarak hâlâ en muteber olanı Freud’unkidir. Bu­na göre şuurdışı, şuur, şuuröncesi, id, ego, süperego gibi katmanlardan oluşan, faaliyetinin büyük çoğunluğu şuurdışında cereyan eden bir ruhsal yapımız vardır:

Pekâlâ, acaba bu model ve onun istinat ettiği teori gerçeğin ta kendisi midir, mutlak bilgi yâni hakikat midir, yoksa tıpkı fizikçilerin elektronu işlerine geldiği zaman parçacık, gelmediğinde kütlesiz bir varlık gibi ele almaları misâli, yaklaşım perspektifimize göre psişe ve psikoloji, hattâ psikopatoloji anlayışımızda farklılıklar mı yaşıyoruz? Meselâ Jung’un psişe modeli, işin içine kompleksleri, arketipleri ve kollektif şuurdışını kattığı için,Freud’unkinden[ii] daha mı az değerli veya geçerlidir? Meselâ Freudiyen yaklaşımın dinî inançlar birtakım ego savunmaları sâyesinde geliştirilen en azından “nörotik” bir adaptasyon gibi görmesine karşılık, Jungiyen yaklaşımın,[iii] kollektif şuurdışı muhtevasını kabûl edilebilir hâle getirdiği için bunların faydalı ve gerekli olduğunu iddia etmesinden[iv] hangisi daha doğrudur? Bu iki büyük mütefekkirin bitmeyen kavgasının[v] çağdaş yansımaları, hele genetik mühendisliğin ve psikobiyolojinin son gelişmeleri altında[vi] arke­tipler ve kollektif şuurdışı kavramlarına çok daha yakın ve çağdaş anlamda sıcak bakmaya başlan­ma­sının sonucu ne olacak? Çok önemli lâflar eden ve materyalist kalıpları rasyonalist bir perspektifle zorlayan Abraham Maslow gibi psikiyatri düşünürlerine ([vii]) Kaplan gibi kitaplarda neden daha az yer ayrılır oldu, kabahati “prophecy” yapmamak mıydı yoksa dinlerle bilimin barışmasına çabalaması mı?[viii]

Rasyonalizmin vâkıâları (olguları) izah etmekte tek başına yetersiz kalması, dinle bilimin barışması konularında Batı’da başka eserlerin de yayınlanmasına,[ix], [x] en azından tanrısallaştırılmamasına[xi] sebep olmaktadır.Freud ve onun takipçilerini perestişle, âdeta bir ideoloji gibi takip eden[xii] ve üzer­lerine toz kondurtmayan ve yazdıkları bir psikiyatri kitabında beyne ve nörobiyolojiye sâdece 9 (okunuşu dokuz) sayfa yer ayıran [Eisen­berg’in deyişiyle  “beyinsiz psikiyatri”[xiii müelliflerin eserleri mi,[xiv],  [xv] onu ve fikirlerini şiddetle[xvi] veya daha yumuşak bir üslûpla da olsa[xvii], [xviii] eleştirenlerin kitapları mı daha “bilimseldir”? Klâsik kavramlarla ve teorilerle izah edilemeyen ama mevcudiyetleri inkâr edilemeyecek bâzı fenomenleri incelemek için Batı’da enstitüler, üniversite kürsüleri kurulurken,[xix] bizde neden hâlâ istihza konusudur?[xx] Bu son zikrettiğim kitapta bilimle şarlatanlığın sınırlarını iyi niyetle anlatmaya gayret göstererek 540 sayfalık bir eseri Heybeliada’daki evinde kaleme almış olduğunu ki­tabın girişteki bilgilendirmeden anladığımız Hüseyin Batuhan’ın alaycı bilge (!) üslûbu içerisinde makûl eleştirinin sınırlarını bilgi eksikliği sebebiyle ne kadar aştığını, bunu yaparken de ek­sik bilgililerle nasıl dalga geçtiğini acı bir gülümsemeyle okudum; en azından benim bilgi sahibi olduğum akupunktur konusundaki istihzalarını gördükçe, diğer konular hakkında yazdıklarından da kuşkuya düştüm. Bi­lim savunuculuğu iddiasıyla ortaya çıkıp halka doğruları anlatmak gibi “kutsal” bir amaç sâikiyle hareket ederken, artık, bir kişinin her şeyi bilmesinin mümkün olmadığını, böyle işlere kalkışırken uzmanlara müracaat etmenin önemini ibretle müşahede ettim.

BİLGİNİN ÖNGÖRÜCÜLÜĞÜ ve GEÇERLİLİĞİ SORUNU

Bir teorinin kendi içerisinde tutarlı olması ve kendi mantığını sınayan testlerle geçerli ve güvenilir bulunması, o teorinin doğru bilgiye istinat ettiği ve doğru bilgiyi temin ettiği anlamına gelir mi? Taoizm’e sırtını dayamış Geleneksel Çin Tıbbı Teorisi vücutta içerisinde Chi denen hayatî gücün dolaştığı, her biri belli iç organlara tekabül eden enerjetik kanalların varlığı fikrinden hareketle son derecede sofistike, karmaşık ve kendi içerisinde tutarlı bir “tıp metodolojisi ve epistemolojisi” kurmuştu ve buna dayanarak uygulanan akupunktur ve benzeri tedavilerin belli durumlarda işe yaradığı Batı’da da kabûl görmektedir. Fakat kimse bu kanalların varlığını objektif ve somut bir şekilde gösteremedi. Akupunkturun tesirinin büyük ölçüde endojen opiatlar, nöro­trans­mitter sistemleri ve belli MSS bölgeleri vasıtasıyla gerçekleştiği anlaşıldı. Ama, kim tarafın­dan? Bunları ölçüp biçebilen Batılı bilim adamları tarafından! Yoksa kendi mistik dünyasında yaşayan Çinli için Chi, Shen, Po, Xue… hâlâ gerçek ve, doğru olmamasına rağmen, klâsik teoriye göre nokta seçimi yapmadıkça, akupunkturu yeterince başarılı uygulamak pek mümkün değil! Dün­yanın üzerinde paralel ve meridyenlerin olmadığını hepimiz biliyoruz ama bunlar varmış gibi akıl yürütüp hesap yapmasak yolumuzu bulamazdık.

Objektif ve Sübjektif Bilgi Mes’elesi

İdealistteistdeistpanteist veya pananteist kozmogoniler, spiritist ve spiritüalist, mistik ve dinî pek çok inanç sistemi kendi içlerinde tutarlı referanslarla hareket ederler. Dinler de, sosyal psi­koloji bağlamında, birer ideolojidirler.[xxi], [xxii] Hepsinin kendine göre bir Ulu YaratıcıTanrı fikri vardır[xxiii], [xxiv], [xxv], [xxvi], [xxvii] ve meleklercinler, diğer tabiatüstü-manevî yaratıklarla dolu bir veri-tabanı olan inanç ve referans sistemleri vardır[xxviii], [xxix], [xxx], [xxxi] ve kendi içlerinde tutarlıdırlar.[xxxii], [xxxiii] Bâzı dürüst ve otokritiği güçlü kişilerin özeleştiriden kaçınmadıkları da görülmüştür.[xxxiv] Kendi inanç sistemine göre, bir kişideki “ruhsal” bir sorun şeytandan, içine giren bir cinden veya Poltergeist’ten kaynaklanıyor olabilir ve bundan kurtulmak için de bir hocayamânevî şifacıyaexorcist’emedyuma veya cinciye gidebilir. Nitekim en câhilinden en sofistikesine kadar pek çok kişinin bu yollara tevessül ettiklerini biliyoruz. İnsanın okurken sinirden patlasa mı, gülmekten çatlasa mı karar veremediği, hastaya musallat olmuş cini çıkarmak için cinin (!) nasıl dövüleceğini anlatan kitaplar[xxxv] gırla gidiyor ve bunu yazan hurafecilere koca üniversite profesörü televizyon sunucuları iltifat edebiliyorlar; böyle bir rezaleti katıldığım bir canlı televizyon programında yaşamış ve yayınladığım bir makalede anlatmıştım![xxxvi] Bu konudaki katı tutumumun sebebi, İslâm’ın esasında böyle zıpırlıkların hiç olmadığını, böyle kişilerin ya şarlatan ya da akıl hastası olduğunu bilmemden kaynaklanıyor. Yoksa ayakları yere basan ve akl-ı selîme alenen ters düşmeyen her türlü inanca saygım var­dır.

Bilimsel olmak iddiasıyla bir şey yaparken, o tatbikatın istinat ettiği dayanağın güvenilir ve geçerli olması gerekir. Yâni, yazının bu noktasına kadar bahsettiğimiz bütün epistemolojik tartışmalara ve Heraclitus’unaynı derede iki kere yıkanamazsınız” ifadesine rağmen, emprisizm ve pratiklik prensiplerinin müspet ilmin (pozitif bilimin) temel taşı olduğunu düşünüyorum. Yâni ya doğrudan müşahede (observation: gözlem) yoluyla ya da bir varsayım üzerine bina edilmiş bir teorinin tecrübelerle (experiment: deney) ispatı yoluyla elde edilen bilginin defâeten ve farklı gözlemcilerce de teyidi söz konusu olduğu zaman, bu bilgi bilimseldir (scientific). Bu şekilde elde edilen bilgiye bilim ve felsefede objektif (nesnel) bilgi denir. İlhamsezgiiçe doğmarûyada görmevahiy gibi vasıtalarla elde edilen bilgiye ise sübjektif (öznel) bilgidenir. Objektif bilgi dâimâ daha yeni ve geçerli, güvenilir bilgilerle çürütülüp de­ği­şebilmek özelliğini taşır. Sübjektif bilgi ise dogmatik, nass’a dayanan ve değişmez vasıftadır; ancak üzerinde tefsirler yapılabilir –ki, bunlar da yeni birer sübjektif bilgi oluştururlar. Objektif bilgi bir kanaât (opinion) konusudur, dâima değişmeye ve ilerlemeye adaydır, sübjektif bilgi ise bir îman konusudur ve –çoğu zaman- tartışılması bile memnudur. Maâlesef, Amerikanca’da “to beli­eve” fiili o kadar rahat kullanılır oldu ki, ondan etkilenen Türk yazarlar da bilimsel konularda bile inançtan (belief) bahsetmeye başladılar, kanaât kayboldu. Bu semantik bozulmanın tefekkür etmeyi de ne kadar bozduğu ve, meselâ, “Allah’a iman etmekle”, “Freud’un psişe modelinin doğru olduğu kanaâtinde olmanın” farkı kalmadı. Bu son derecede önemli epistemolojik esprinin kaybı, bilim adamlarını iman gibi taptıkları bilimsel teorilerle mücehhez kılarak, sekter kamplara böldü.

Bir başka semantik sorun, Türk psikiyatrisinde ruh kelimesinin yanlış kullanılmasından kaynaklanıyor. Araplar psikoloji karşılığı olarak “ilm-i ruh” demiyorlar, “ilm-i nefs” terimini kullanıyorlar. Zihin yerine ruh denince, metafizik-dinî mânâda ruhla karışıyor ve ne kadar sözüm ona medyum, şifacı, “reenkarnasyon terapisti” geçinen şarlatan varsa, “biz de ruhla uğraşıyoruz, siz de” deyip, kendilerini bizimle meslektaş, hattâ bizden üstün görme hakkını kendilerinde buluyorlar. Bâzısı iyice azıtıp, ucuz şöhret sağlamak için bizleri kendileriyle ortak ilân etme cür’etinde bile bu­lunuyorlar. Maâlesef, medyanın bir kısmı da, sırf rating uğruna, bu şarlatanların televizyonlarda, ga­zetelerde reklâmlarının yapılmasına âlet oluyor. Halbuki bizim uğraştığımız şey zihin, yâni psi­şedir ve bu anlamda ruhun organı da beyindir. Bu yaklaşım bâzılarına çok redüksiyonist (indirgeyici) gelebilir. Nitekim psikiyatri tarihinde de bu konu sürekli tartışılmıştır.[xxxvii], [xxxviii] Adolf Me­yer’in psikobiyoloji kavramını ortaya koymasını,[xxxix] George Engel’in “biyopsiko­sosyal modeli” ve “genel sistemler teorisini” insanın varoluşuyla irtıbatlandırması zenginleştirmiştir.[xl], [xli], [xlii] Karl JaspersKarl Wernicke ve Sigmund Freud’un metodolojilerini fazla kutupsal oldukları için eleştirmiş ve psikiyatride plüralist bir epistemolojinin gerekliliğini vurgulamıştır.[xliii] Bu eklektik tavır da bâzılarınca eleştirilmiş, bâzılarınca desteklenmiş, hâttâ geliştirilmiştir.[xliv], [xlv], [xlvi]

Metafizik-dinî anlamdaki ruhun ve cin, melek gibi manevî varlıkların ne olduklarını bilemeyeceğimiz, onları deney ve gözlem yoluyla ispat veya inkâr edemeyeceğimiz için, bunlar müspet ilmin kullanabileceği bilgiler, doneler değildir. Meselâ, ruhun ölümden sonra başka bir bedende yeniden dünyaya gelmesi demek olan reenkarnasyon mevzuu ne ruh, ne de öte âlem mefhumları objektif bilgi olmadıkları için, bilimsel bir tartışma konusu teşkil etmez; olsa olsa teolojik bir argümandır, yâni bir inanç konusudur. Hipnozla kişileri geçmiş hayatlarına götürüp, o zamanlarda yaşadıkları olayların bu günkü problemlerinin sebebi olduğu düşüncesiyle, bunları hastaların hafızalarından silerek tedavi etmek nev’înden uygulamalar da, bu perspektifle bakıldığında görüleceği gibi, bilim-dışı, hâttâ tehlikelidir.52 Aynı şekilde, pek çok insanın bâtıl bir itikat hâlinde çekindiği “nazar değmesi” de, ne demek olduğu belirsiz bir kavram olduğu için, bilim dışıdır.

Popper ne derse desin, müspet ilim ve onun kullandığı malzeme olan objektif bilgi sâyesinde bilim de, teknoloji de, insanoğlunun hayat standardı da müthiş bir sür’atle ilerliyor. Müspet ilmin istinat ettiği ve etmesi şart olan, aksi takdirde terakkinin, tekâmülün mümkün olmayacağı bilgi objektif bilgidir ve tıp da müspet ilmin sağlıkla ilgili dalıdır. Bu sebepledir ki, kişisel inancı, dinî ve­ya ideolojik tercihi ne olursa olsun, tıp adamının, ezcümle psikiyatrın kullanacağı, rehber edineceği bilgi objektif bilgi olmak zorundadır. Bir psikiyatr mesaisine dua ederek, niyet tutarak veya hiçbir şey yapmayarak başlayabilir; bu onun şahsî tercihidir. Amabilimsel uygulamaya hiç bir inancın katılmaması gerekir. En önemli bilimsel ahlâk prensibi budur. Bizler moralist değil terapistiz ve hastalarımızı yargılamak, vaftiz veya takdis etmek değil, tedavi etmekle mükellefiz.


 


[i] Hoodbhoy P: İslâm ve Bilim (Bağnazlığa Karşı Akılcılığın Savaşımı). Çev. Birey E. Cep Kitapları, İstanbul, 1993

[ii] Kaplan HI, Sadock BJ: Comprehensive Textbook of Psychiatry/VI CD-ROM, including AYD’s Lexicon of Psychiatry; Neurology,the Neurosciences. Williams & Wilkins, 1996

[iii] Jung CG : Dialectique du moi et le l’inconscient. 2. Baskı (çev. Dr. R. Cahen). Lib. Gallimard, Paris, 1964

[iv] Jung CG: Psikoloji ve Din. Çev. Gürol E, Oluş Yayınları: 5, Bilim Dizisi: 2, 1965

[v] McGuire W (ed.): The Freud/Jung Letters –The Correspondence Between Sigmund FreudCG Jung (trans. Manheim R, Hull RFC), Penguin Books, England, 1979

[vi] Joseph R: The Limbic Systemthe Soul: Evolutionthe Neuroanatomy of Religious Experience in Neuropsychiatry, Neuropsychology,The Clinical Neurosciences, 2nd Edition. Williams & Wilkins, USA, pp268-318, 1996

[vii] Maslow AH: MotivationPersonality. HarperRow, Publishers, New York, 1954

[viii] Maslow AH: Dinler, Değerler, Doruk Deneyimler. Çev. Sönmez HK, Kuraldışı Yayınları, İstanbul, 1996

[ix] Monsma JC: Niçin Allah’a İnanıyoruz? Cilt 1, 4. Baskı. Çev. Eröz İS. Hisar Yayınevi, İstanbul, Eylül 1978

[x] Trigg R: Akılcılık ve Bilim –Bilim Her Şeyi Açıklayabilir mi? Çev. Yerci K. Sarmal Yayınevi, İstanbul, Ekim 1996

[xi] Chalmers A: Bilim Dedikleri –Bilimin Doğası, Statüsü ve Yöntemleri Üzerinde Bir Değerlendirme, 3. Basım. Çev. Arslan H. Vadi Yayınları: 82, Felsefe Dizisi: 1, Ankara, Ekim 1997

[xii] Roazen P (ed.): Sigmund Freud. Da Capo Series in Science –A Da Capo Paperback, Da Capo Press, Inc, New York, 1985

[xiii] Eisenberg L: Mindlessnessbrainlessness in psychiatry. Br J Psychiatry, 148:497-508, 1986

[xiv] Öztürk OM: Psikanaliz ve Psikoterapi. Evrim Yayınevi, İstanbul, 1990

[xv] Öztürk OM: Ruh Sağlığı ve Bozuklukları 7. Basım. Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 1997

[xvi] Gilman SL: The Case of Sigmund Freud –MedicineIdentity at the Fin de Siècle. The John Hopkins University Press, USA, 1994

[xvii] Doksat R: Psikopatolojiye Giriş. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kürsüsü Yay. Nu:3, Fak. Yay. No:2, Adana, 1975

[xviii] Gençtan E: Psikanaliz ve Sonrası. 4. Basım. Büyük Fikir Ki­tapları Dizisi: 84, Remzi Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1990

[xix] Doksat R: Parapsikoloji ve paranormal fenomenlerin şuur anlayışı bakımından önemi. Sinir Sistemi Fizyolojisi (Editör Songar A), Cilt III, 708-871. Kader Matbaası, İstanbul, 1960

[xx] Batuhan H: Bilim ve Şarlatanlık, 3. Baskı. Yapı Kredi Yayınları Ltd., İstanbul, Mart 1996

[xxi] Meriç C: “İdeoloji”. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Dergisi, 1968′den ayrı basım. İstanbul, 1970

[xxii] Özlem D: Kültür Bilimleri ve Kültür Felsefesi. Remzi Kitabevi, İstanbul, 1986

[xxiii] Armstrong K: A History of God. Mandarin Paperbacks, Cox & Wyman Ltd, Reading, Berkshire, UK, 1997

[xxiv] The Holy Bible- OldNew Testaments: The Gideons International, National Publishing Company, USA, 1987 Edition

[xxv] Hançerlioğlu O: İslâm İnançları Sözlüğü. 1. basım. Büyük Fikir Kitapları Dizisi: 56, Remzi Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1984

[xxvi] Öztürk YN: Kur’an’ın Temel Kavramları. 2. Baskı. Yeni Bo­yut: 9. İstanbul, 1993

[xxvii] Öztürk YN: Kur’an’daki İslâm. 5. Baskı. Yeni Boyut: 12. İs­tanbul, 1993

[xxviii] Hançerlioğlu O: İnanç Sözlüğü. 1. Basım. Büyük Fikir Ki­tapları Dizisi: 23, Remzi Kitabevi Yayınları, İstanbul, Mayıs 1975

[xxix] Ateş S: İnsan ve İnsanüstü, Ruh/Melek/Cin/İnsan. Çağdaş İslâm Düşüncesi, Dergâh Yayınları, İstanbul, Ekim 1979

[xxx] Onbulak S: Analiz –Ruhi Olaylar ve Ölümden Sonrası. Dilek Yayınevi, İstanbul, 1975

[xxxi] Çaycı S: Ruhçuluğa Göre Kur’an Öğretisi. Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul, 1986

[xxxii] Bolay SH: Felsefî Doktrinler Sözlüğü. 5. Baskı. Akçağ Ya­yınları, Genel Yayın No:14, Ankara, 1990

[xxxiii] Keklik N: Felsefe, Mukayeseli Temel Bilgiler ve Kaynaklar. Çağrı Yayınları, İstanbul, 1978

[xxxiv] Bayer R: Para-psikoloji Yönünden Reenkarnasyon (Rin­carnation) Etüdleri. Adana ve Çevresinde Evvelki Hayatlarını Hatırlayanlar. Spiritüalizm. Aktüalite ve Kritikleri. Özgü Yayınevi, İstanbul, 1965

[xxxv] Coşkun A: İslâm’a Göre Sihir, Cin Çarpması Teşhis ve Tedavi Usulleri, 3. Baskı. Enes Kita­bevi, İstanbul, 1993

[xxxvi] Doksat MK: Dinî ve mistik yaşantıların psikolojisi. Türkiye Günlüğü –İki aylık fikir ve kültür dergisi, 45:27-47, Ankara, Mart-Nisan 1997

[xxxvii] Taylor MA: One psychiatry or two? Neuropsychiatry, Neuropsychology,Behavioral Neurology, 1:1-2, 1988

[xxxviii] Taylor MA: The problem of “organicity”. Neuropsychiatry, Neuropsychology,Behavioral Neurology, 1:237-238, 1989

[xxxix] Meyer A: Objective psychology or psychobiology with subordination of the medically useless contrast of mentalphysical. JAMA, 65:860-862, 1915

[xl] Engel GL: The need for a new medical model: a challenge for biomedicine. Science, 196:129-136, 1977

[xli] Engel GL: The biopsychosocial modelmedical education: who are to be the teachers? N Eng J Med, 306:802-805, 1982

[xlii] Engel GL: The clinical application of the biopsychosocial model. Am J Psychiatry, 137:535-544, 1980

[xliii] Jaspers K: General Psychopathology. Trans. Hoenig J, Hamilton MW. Chicago, IL, University of Chicago Press, 1963

[xliv] Simon RM: On eclecticism. Am J Psychiatry, 131:135-139, 1974

[xlv] Yager J: Psychiatric eclecticism: a cognitive view. Am J Psychiatry, 134:736-741, 1977

[xlvi] Schwartz MA, Wiggins OP: Perspectivismthe methods of psychiatry. Compr Psychiatry, 29:237-251, 1988

 

Paylaş Paylaş
Yeni Eklenen Yazılar

Kerem Doksat Show TV de Zahide Yetiş ile 2

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat, DÜNYA KADINLAR GÜNÜ sebebiyle, 08.03.2016 tarihinde Show Tv'de Cahide Yetiş ile canlı...

Kerem Doksat Show TV de Zahide Yetiş ile

https://youtu.be/T4u3Ni2y7Bs...

Kerem Doksat Show TV de Zahide Yetiş ile 1

https://youtu.be/8AQsrmb31ZY...

SİGARA BIRAKMA VE HİPNOZ TEKNİĞİ

KEREM DOKSAT'TAN, UYGULAMALI SİGARA BIRAKMA HİPNOZ TEKNİĞİ. ...

ÇOCUKTA CİNSEL TACİZİ DEĞERLENDİRME VE GÖRÜŞME TEKNİĞİ

NESLİM DOKSAT, 2015 ŞİDDETİ ANLAMAK KONGRESİNDE ÇOCUKLARDA CİNSEL TACİZİ DEĞERLENDİRMEYE YÖNELİK KURS VERİYOR. ...

Web Tasarım Sapka.org   ©